İçeriğe geç

Yoksa siz de hep “zanneden”lerden misiniz ???

Click to Read in English

Kapaktaki fotoya bakan 5 farklı kişiye “Bu neyin fotosu?” diye sorduğumuzda eminim beşinden de farklı cevaplar alırdık. Çünkü hepsi de gördüklerini o andaki duygu durumlarına, geçmiş tecrübelerine ve hayal güçlerine bağlı olarak yorumlardı. Oysa bu fotodaki tek gerçek siyah bir masanın üzerinde duran ve rulo haline getirilmiş bir kredi kartı fişi olduğu…

Ne kadar çok “zannediyoruz” farkında mısınız? Ve bu “zannettiklerimiz” yüzünden ne kadar da çok üzülüp endişeleniyoruz boşu boşuna!… Veya yine bu “zannettiklerimiz” yüzünden umutlanıyoruz boşu boşuna ve  hayal kırıklığına uğruyoruz hemen sonrasında….

Genellikle bir olay olduğunda “olanı olduğu gibi görmek” yerine , bir nevi film kamerasından bakarmışçasına bakmak yerine , yorumlarımızı/duygularımızı katıyor ve bambaşka birşeye dönüştürüyoruz. Sonra da bu dönüştürdüğümüzü gerçek zannedip bol bol üzülüp endişeleniyoruz.

Bir arkadaşımız uzun süre aramazsa hemen endişelenmeye ve senaryolar kurmaya başlıyoruz. “Birşeylere bozuldu belli ki”,  “Artık arkadaşlığımızı önemsemiyor olmalı”, ….Oysa tek gerçek şu:  “arkadaşımız bizi uzun süredir aramadı”…

Veya iş arkadaşımız kafeteryada bizi gördü ve yalnız olmasına rağmen başka bir masaya oturdu. Hemen beynimiz tıkır tıkır işlemeye başlıyor nakış gibi…”Dün toplantıda söylediklerime bozulmuş olmalı”, “Patron görevi bana verdi diye surat asıyor ” … İştahımız kesiliyor, üzülüyoruz. Farkında mısınız bütün bunlar birer yorum ve varsayım…Beynimizi niye boşu boşuna yoruyoruz ki böyle kurgularla ? Tek gerçek ne? “Bizi görmesine rağmen başka masaya oturdu”…Nedenini biliyor muyuz? “Hayır”…O zaman neden şimdiden üzülüyoruz ki?

Beynimiz konuyu nakış gibi işlemeye başladığı andan itibaren öyle bir sarmala gireriz ki , eğer zamanında farkedip kendimizi durdurmazsak büyür de büyür, bizi “kimse beni sevmiyor”a kadar götürür.

Aynı şey pozitif şeyler için de geçerli tabii…Burada da bizi bekleyen tehlike, “olanı olduğu gibi görmek” yerine yorumlarımızı kattığımız zaman yanlış beklentiler içine giriyor olmamız.

Karşı cinsten birisi satır arasında bir laf eder ve biz bu lafı kendi açımızdan yorumlayıp hemen umutlanmaya başlarız. “Acaba beni beğeniyor mu?” “Bana bir sinyal mı vermek istedi ?” ….Bu sefer de “zannetme”den doğan  umut doğal olarak bir süre sonra hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Müdürümüz bize bir süredir çok iyi davranıyor. Tabii ki keyfini çıkaralım, ama tutup da yaptığımız işleri beğendiği ve muhtemelen yıl sonunda bizi terfi ettireceği çıkarımını yapmayalım o bize söylemedikçe.

Şahsen ben endişe, üzüntü ve hayal kırıklıklarımın çok büyük bir yüzdesinin bu “zannetme”lerden kaynaklandığını farkettiğimde bu konuda birşeyler yapmaya karar verdim.

Bir süredir kendimi zannederken yakalamaya çalışıyorum. Yani endişeli/üzücü düşüncelere daldığımı farkettiğimde kendime “Bu gerçek mi yoksa yorum mu?” diye soruyorum.. Ve bu sarmal fazla büyümeden kendimi kurtarıyorum.

Arkadaşımız uzun süre bizi aramadı mı, yüzlerce senaryo kurmak yerine iletişime geçelim ve neden aramadığını öğrenelim.

İş arkadaşımız öğlen masamıza oturmadı mı? Olabilir , belki kötü bir gününde ve biraz yalnız kalmak istiyor…Belki de çok işi var ve sohbetle vakit kaybetmeden bir an önce işine dönmek istiyor. Tek gerçek “masamıza oturmadı”…Hemen üzülmeye gerek var mı?

Bunu uygulama konusundaki en güzel örneği geçenlerde oğlumla yaşadım. Amerika’dan dönerken Dallas’taki aktarmamızda uçağa almaya başladıktan bir süre sonra alımı durdurdular ve bizleri bekleme salonunda beklemeye davet ettiler. Nihayet bir süre sonra uçakta bir teknik arıza olduğunu ve minimum 45dk bekleyeceğimizi anons ettiler. Oğlum hemen endişelenmeye başladı. “Bizi içeri alamadıklarına göre uçakta önemli bir teknik arıza var” “Bunu onaramazlarsa bizi aktarabilecekleri başka bir uçak gerekecek” “Başka uçak yoksa geceyi burada geçirmek zorunda kalacağız” vs. vs. şeklinde gittikçe dramın dozunu artırıyordu. Artık müdahale zamanı gelmişti.

-Bütün bunları söylediler mi?

-Yooo

-Tam olarak ne dediler?

-En az 45dk daha buradasınız!

-O zaman şimdiden endişelenmeye gerek var mı? Madem zamanımız var gel bekleme salonundan çıkalım, ilerideki Starbucks’ta güzel birşeyler içip bu zamanı değerlendirelim.

Hayatımızı biraz da biz zorlaştırıyoruz devamlı düşünen ve yorumlar yapan beynimizle…Bundan böyle gelin kendimize bir güzellik yapalım, düşüncelerimizin “gerçek” mi “kurgu” mu olduğunu farkedip yalnızca gerçekliğine emin olduğumuz şeylere endişelenip üzülelim.

 

 

 

No comments yet

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: